23 Nisan 2023 Pazar

23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI

 

     


23 Nisan Neşe Doluyor İnsan! 


       Küçük hanımlar, küçük beyler! Sizler hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı, bir mutluluk pırıltısısınız! Memleketi asıl aydınlığa boğacak sizsiniz. Kendinizin ne kadar önemli, değerli olduğunuzu düşünerek, ona göre çalışınız. Sizlerden çok şey bekliyoruz!” Mustafa Kemal ATATÜRK


            Bugün "23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı",tüm çocuklarımıza kutlu olsun....Dünyada çocuk bayramı kutlayan tek ulus biziz.Yüce Atatürk ulusal egemenliğin ilan edildiği 23 nisan1920 Tütkiye Büyük millet Meclisinin açılış yıl dönümlerini Ulusal egemenlik ve Çocuk Bayramı olarak ilan etmiştir.


              Çocukluk günlerimizi anımsayalım,başlığımda belirtiğim gibi bugün 23 nisan neşe doluyor insan nakaratları olan güzel şiirler okurduk.gerçekten o günler de daha mı neşeliydik.yoksa çocuk aklı işte herşeyi neşeleniyor muyduk.


      Anılar denizimde uzun yıllar öncesine dalacağım...1964 yılına gideceğim ,ilkokul ikinci sınıf olduğum yıl . Her 23 Nisan Ulusal Egemenlik Ve Çocuk Bayramı kutlamalarında hiç unutamadım iki bayramı bir arada kutladığımız o yılı. Ramazan Bayramı ve 23 Nisan Ulusal Egemenlik Ve Çocuk Bayramı . Neredeyse atmış yıl sonra 2023 yılında yine iki bayramı bir arada kutluyoruz.  Yaştaşlarım hatırlarlar umuyorum. Bu yıla kadar hep merak etmişimdir tekrarını yaşar mıyım. İşta o gün geldi. 1964 23 Nisanı Ramazan Bayramı (O yıllarda resmi adı "Şeker Bayramı" idi ,12Eylülcüler adını değiştirmişler .)birinci gününde idi. Bu yıl üçüncü gün kutlanıyor. İlk iki bayramı bir arada kutlama gününde tüm ayrıntıları unutsam da iki bayram elbisemi, ve törendeki başarı ile oynadığımız rontumuzu hiç unutamam "Gülnihal "O güzel günün sabahında haftalar öncesi dikilen bayramlık elbisemi giymiştim;belden büzgülü bebe yakalı, arkadan bağlanan kuşaklı. O günlerde hayatımıza yeni yeni giren naylon elbiseler,beyaz zemin üzerinde bahar çicek motifli ,mor mor açan. (Hep aklımda ama tek fotoğrafım yok üzgünüm çok. Çok nadirdir o yıllarda fotoğraf çektirmek. ) Çekirdek ailede yapılan bayram kahvaltısından sonra bütün komşulara bayram ziyareti yapılmış;bayram harçlıkları,mendil, şeker,çikolatalar alınmış heyecanla eve dönülmüştüm. Heyecan öğle den sonra kutlanacak 23 Nisan Ulusal Egemenlik Ve Çocuk Bayramı için okulda toplanma heyecanı. Birinci sınıfı hiç hatırlamıyorum bayramlarda ne yaptık,belki de okuma yazma telaşından unuttum. İkinci sınıfa çifte bayramı hiç unutmuyorum , hele bayramlık elbiselerimi ve beyaz ayakkabımı. 23 Nisan ront elbisem de haftalar öncesi okulun belirlediği renk  ve biçimde dikilmişti. Bizim sınıfın rengi eflatun !Çok sevmiştim .Belden pileli ,bebe yaka ve arkadan düğmeli. Başımızda iki yanı saten kurdele süslü şapka vardı. İlk ve son okul önlüğü dışında kıyafetle bayram kutladığım mıdır bilmiyorum, tüm ayrıntıları gözümün önünde o eflatun elbisenin... Nazilli Yeninahalle Fatih İlkokulu o yıllarda merkezdeki iki ilkokuldan sonra Üçüncü sırada yer alıyordu,bu bilgiyi sonradan öğrendim. Tören alanına bayrak ,filamadan sonra İlk Türkiye Büyük Millet meclisi binasının mukavvadan yapılmış maketini taşıyan beşinci sınıf öğrencileri girerdi,önünde "Egemenlik Kayıtsız şartsız milletindir"yazısı ile. O yıl maketin arkasından biz"eflatun elbiseliler yürümüş tören alanına girmiştik.Tören şiirler,rontlar,zeybek oyunları ile neşe içinde geçmişti. 

     O yıllarda her milli bayramlar çoşku ile neşe ile dolu dolu yaşanıyordu... Tören sonrası  öğretmenimiz teşekkür ederdi,bayramda disiplin içinde olduğumuzdan ,görevimizi çok iyi yaptığımızdan. Ne çok sevinirdik...

     

     Bu yıl Cumhuriyetmizin Yüzüncü yılını çoşku ile kutlamaya hazırlanırken 23 Nisan Ulusal Egemenlik  Ve Çocuk Bayramımızı ne yazık ki neşe dolu kutlayamayacağız...6 Şubat  günü 11 ilimizde yaşanan deprem yıkımı ve acısı ile hüzünlü bayramlar olarak tarihteki yerini alacaktır... Diliyorum ve de umuyorum zaman en büyük ilaç olup yeniden hayat bulacağız yurdumuzun her köşesinde...KUTLU OLSUN!

  

  ARZU SARIYER 

23 NİSAN

Yirmi üç Nisan...

Yurdu koruyan

Yarını kuran

Sen ol çocuğum!..


Eskiyi unut,

Yeni yolu tut.

Türklüğe umut

Sen ol çocuğum!..


Bizi Kurtaran

Öndere inan.

Sözünü tutan

Sen ol çocuğum!..


Küçücüksün bugün,

Yarın büyürsün.

Her işte üstün

Sen ol çocuğum!..


Çalışıp öğren;

Herşeyi bilen,

Yurduna güven

Sen ol çocuğum

HASAN ALİ YÜCEL

17 Nisan 2023 Pazartesi

17 NİSAN


 Köy Enstitülerinin kuruluş bayramının 83. yıldönümünde  Köy Enstitülü Öğretmenlerimi saygı ve özlemle anıyor selamlıyorum...Yaktıkları ışıklar hiç sönmesin dileklerimle...Bugün büyük bayram, aydınlanma bayramı. KUTLU OLSUN! 


Onlar  Anadolu'nun kara bağrında kara kuru ,çelimsiz çocuktular.Onların babaları ,dedeleri paşa,anneleri sultan değildi.Onlar gözlerini köşk kitaplıklarında açmadılar,onlar gözlerini saman sarısında ,tezek ahırında açtılar.Bir ışık  doğdu onların çocukluklarında Anadolu'da;  Hasan Âli Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç ışığı ...Yirmi bir tane çoban ateşi ışıldadı  ,yurdun dört etrafında ..Işıldadı yüzler,karanlık aydınlığa dönüştü; Onlar Mahmut Makal ,Fakir Baykurt, Talip Apaydın, Mehmet Başaran ,Dursun Akçam ,Pakize Türkoğlu oldular...Edebiyatımızda, sanatımızda, bilimimizde unutulmaz eserler verdiler...

Nerede çocuk gözlü tomurcuklar,ıslak çimenler

gökyüzünü yeniden yaratan kuş sesleri?

çicek sulayan,ocak tüttüren;

yaşamı nakışa,sevince dönüştüren

milyonlarca insan?..

Çığlıklardan ve acılardan

bir kül yığını bıraktı Hitler...

Gittikçe derine işleyen

kapanmaz yaralar  Musolini

Onların yolunu tuttu işte bizdeki çömezler.


Nasıl alkışlamıştık Karl Ebert'i Hasanoğlan'da

lanetleyerek savaşı ve diktatörleri,

saçlarından tarihe

ışıklar düşüren Karl Ebert'i

Nasıl dokunmuştu açık hava tiyatrosunda

ışıltısına bin yılların.


Doğrulmuş nereye bakıyordu güvenle

İstasyon Tepesi'nden

Rodin'e merhaba deyip

Bozkıra Tohum Saçan Köylü Yontusu

Neler oluyor şimdi ülkede...


Neyin başkenti gayrı Ankara

Neden çekip gitti Karl Ebert

Sürüklenen kimlerdi Şevket Aziz Kansu'yla

Niçin yıkıldı Tohum Saçan Köylü

Özü öze bağlayann Tonguç nerede

Hürriyet,serbest seçim,demeokrası

Ya pis bir konu gibi yayılan korku'

Okuyor musun gazeteleri?


"Peker muzır faaliyetler ezilecek dedi"

"Sirer'e göre tehlike sanıldığından da büyük"

"korkunç ifşşaat: her köy kolhoz olacaktı..."

"Hasan Ali -Kenan Öner Davası..."

"Fesat yuvaları kapatılacak..."

Dünyada biten savaş bizde başlıyor sanki

Okuyor musun gazeteleri?


Bak ,ne diyor Marko Paşa'da

Sabahattin Ali:

"Tekrar yabancı sermaye köleliğine girmeyi özleyenler,

en iyi vatansever rölündeler...

On sekiz milyona irfan nurunu götürebilmek yolunu tutan

İçerde ve dışarda ,dostun düşmanın hayran olduğu hür

düşünce ve çalışma yuvaları,Köy enstitüleri,atılan

tırpanla,Ortaçağ müesseseleri haline getirilmek üzere"

Neleri biçecek daha o tırpan

Okur musun gazeteleri?


Susturuluyor ince hünerlerle

Türkülere yürüyen özsu

Ve Kızılcullu'da, Savaştepe'de,Ortaklar'da

Kostak kostak yere diz vuran özlem

Ve Arifiye'de ,Cılavuz'da ,Gönen'de

Patlayan güllere dönen sevgi

Susturuluyor tüm Enstitülerde

Binlerce kolla

Anadolu'ya sarılan imece


Umuda düşlere batırıyorlar dişlerini

Taç yapraklarına tanyerinin

ilk balyoz Hasanoğlan'a

Konma bülbül konma

kırık dallara


Diyor ki Torosların sana benzeyen yüzü

Diyor ki ardıcı, çamı, yarbuzu

Çok gördük ihaneti

Tanıktır zamananın kardeşi Deliorman

Serez çarşısında asıldı Bedreddin

Sivas çarşısında Pir Sultan


Diyor ki Prometheus yüzlü Tonguç

Rüzgar ne değin sert eserse essin

Dağ başlarında dimdik durur meşeler


Aksu'da limon ağaçlarını kestiler

Kanıyor Milo Venüsü'nün kırık kolu

yüreğime döküldü

Gelinlğini dokuyan ak çiçekler


Diyor ki zamana dayanıklı taşlar

gördük Mussolini'nin Hitler'in sonunu

Tekin değildir Anadolu

Pir Sultan ölür ölür dirilir

Senden de Hızır Paşa senden de

Gün gelir hesap sorulur.


*Mehmet Başaran "Sis Dağının  Başında Borana Bak Borana"




14 Nisan 2023 Cuma

BLOG DOSTLUĞU


 Uzun zamandır sevgili Momentos blog dünyasında yaşayan blog dostlarımızın bloglarını https://open.spotify.com/episode/62WzwnJyammT5tAZkzTu0j özveri ile tanıttı tam 49 hafta,pek çok blog tanıdık,çok güzeldi . Bu hafta son blog tanıtımını yaptı. Bu son! sonsuzluğa göç eden sevgili  blog dostlarımızı anma, anılarda yaşatmadır... Saygı ve özlemle anıyorum..

 Teşekkürler sonsuz Sevgili Momentos.https://sezerozsen.blogspot.com/2023/04/blog-dunyasinda-bu-hafta-50.html?m=1 Blog dostlarım dinlerken bu hikayeyi pek çok anı canlanacak,bir gün paylaşabilme umuduyla. İyi dinlemeler.

24 Ocak 2023 Salı

24 OCAK


 Özlemle,saygıyla anıyorum!...


  Uğur Mumcu'yu yitirmenin acısı derin, hüznü büyük. Ancak o kişiliği ile ödünsüz mücadelesi ile yaşıyor ve hep yaşayacak.


      Özgürlükçüydü, adına özgürlük türküleri yakıldı. Hümanistti ardından yüz binler yürüdü. Yurdunun esenliği için savaştı, adına alçak gönüllü binlerce şiirler yazıldı.


      Gece susar, evren karanlığından sızar ışık

      Tan konuşur yaprak susar, kıpırtısı

      Yangınlar, kasırgalar dibinden

      Bir gün orman konuşur

      Su susar bataklıkta

      Baharda sel sel ve dağda

      Çağlayan çağlayan konuşur

       Halk susar

       Ozan konuşur.


       Tahsin Saraç


      Bir coşku seli, bir öfke yıldırımı, Atatürk Cumhuriyeti'nin önde gelen savunucusu.


      Kalpaksız kuvayımilliyecilerin son temsilcilerinden biri. İnançlı, dirençli, kararlı ve mangal yürekli.


      Bir sabah sefasıydı. Günle barışık, güneşle uyanan, ışıkla aydınlanan, sağlam köklerini sımsıkı bağladığı, halk toprağı ile beslenen diri bir çiçekti.


      Renkli kişiliği, bu kişiliği yaratan birikimimi sözüne yansırdı. Gür ve tok sesi, düzgün albenili konuşması vardı. O'na saldırgan, kavgacı, dili uzun diyeler vardı. Durup dururken kimseyle kavga etmedi, kimseye saldırmadı. Dili uzundu ama eli değildi. Eline, diline, beline, aklına sahip olup, kullanırken hiç çirkinleşmedi.


      Bir kişiye yapılan haksızlığı bütün topluma yapılmış sayıyor "fikir sahibi olmadan" mangalda kül bırakmayanlara öfkesini gizleyemiyordu. Doğruyu arayıp, özgürlükleri savunduğu için alnı hep açık ve apaktı. Hiçbir zaman yılgın, karamsar, korkak, ürkek olmadı.

      Şimdi Dünyada olup biten her şeyi farkına varmak, türlü oyunu bozup, Anadolu kardeşliğini yükseltmek var. Şimdi uğur Mumcu olmak var. Şimdi onun için mum yakmak var. Uğur Mumcu için mum yakmak demek: ömür boyu savunduğu fikirleri hayata geçirmek demek. Mumun etrafındaki titreşimlere bakıp duygulanmak yetmez. Yalnız mum yanmasın. "Sen yanmasan, ben yanmasam, biz yanmasak; nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa."


Arzu Sarıyer

1 Ocak 2023 Pazar

YENİ YIL

Kutlu olsun,nice sağlıklı ve mutlu yıllar dilerim...


YENİ YILDA

Günlerin verdiği acılar,
Yıpranan geçmişler,
Niye bağlanacak?
Yaşam bu bazen gülünecek,
Bazen ağlanacak.

Duygular var ışıl ışıl,
Umutlar var yaşatacak,
Dertler... var ağlatacak.
Önce tomurculanır
Sonra açar çicekler
İnsan oğlu bu aldanır
Ama acıdır gerçekler.

Belki kayıptayız
Veya kazançtayız
Sonuç ne olacak
Cüce doruğa çıksa da cüce kalacak.

Kimi bulamazken eğri hıyarı
Kimi beğenmiyor siyah havyarı.
İşte böyle dostum
Akıp gitti koca bir yıl
Uğurladık eskisini
Kutladık yenisini.

SÜLEYMAN FAİK ÜLGEN

24 Kasım 2022 Perşembe

24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ

 Türkiye'de her yıl 24 Kasım günü Öğretmenler Günü olarak kutlanmaktadır. Mustafa Kemal Atatürk'ün başöğretmen olduğu 24 Kasım günü, 1981 Atatürk Yılı'nda Kenan Evren tarafından Öğretmenler Günü olarak ilan edilmiştir." 12 EYLÜL ve mimarı Kenan Evren' ikülliyen ret ettik ama kabul etttiğimiz tek gün 24 Kasım Öğretmenler Günüdür ... Yüce Atatürk'ün, Millet Mektepleri Başöğretmeni olduğu gündür bugün. Büyük önderin biz öğretmenlere önderlik ettiği gün “Asker olmasaydım, öğretmen olurdum!” sözüyle, öğretmenlik mesleğini önemsediğini ve onurlandırdığını öğreniyoruz.

İlan edildiği günlerde köyde ortaokul da çalışan üç yıllık sosyal bilgiler öğretmeni idim. 1981 Kasım ayı başında emir geldi " Kutlayacaksınız! " Kutlayacağız tamam ama nasıl? Nerde, kime karşı, ne yazıp söyleriz? Türkçe öğretmeni ve ben görevli oldum. Kendi kendimize ne söyleyelim? Hürriyet gazetesi hafta sonu ekinde öğretmen konusunu işlemiş bugün tek satır hatırlayamadığım alıntılar yaptık. Aklımıza geleni yazdık, otuz öğrenci, bir müdür, üç öğretmen kutladık öğretmenler günümüzü. Sonraki yıllar şiir ve yazılar çoğaldı dergi ve kitaplarda.

En güzeli ve en acıklısı "Dünyanın Bütün Çiçekleri" 

ŞefikEren Sınıg  1949 yılında öğretmendir Afyonkarahisar ilçesi Dinar'da.24 Ekim Perşembe günü öğrencilerinin patlayan topunu onarmak için girdiği okulunda duvar altında kalmış ağır yaralanmıştır. Yaşama umudu gitgide yok olmaktadır. Bilinçli bilinçsiz, sadece öğrencilerini sayıklamaktadır. Son nefesini vermeden son sözlerini söyler:

Şefik Eren Sınıg öğretmenin son isteğidir.

“Bana çiçek getirin, dünyanın bütün çiçeklerini buraya getirin.”

24 yaşındadır,öldüğünde. Cenaze törenine katılan bir genç gördüklerini Ceyhun Atuf Kansu 'ya anlatır. Çok etkilenen uzun yıllar Anadolu bağrında görev yapan doktor  Ceyhun Atuf Kansu 'nun kaleminden mısraları şu sıralanır... 

Saygı ve minnetle anıyorum.

DÜNYANIN BÜTÜN ÇİÇEKLERİ

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum
Bütün çiçekleri getirin buraya,
Öğrencilerimi getirin, getirin buraya,
Kaya diplerinde açmış çiğdemlere benzer
Bütün köy çocuklarını getirin buraya,
Son bir ders vereceğim onlara,
Son şarkımı söyleyeceğim,
Getirin getirin...ve sonra öleceğim.
 
Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Kır ve dağ çiçeklerini istiyorum,
Kaderleri bana benzeyen,
Yalnızlıkta açarlar, kimse bilmez onları,
Geniş ovalarda kaybolur kokuları...
Yurdumun sevgili ve adsız çiçekleri,
Hepinizi hepinizi istiyorum, gelin görün beni,
Toprağı nasıl örterseniz öylece örtün beni.
 
Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Afyon ovasında açan haşhaş çiçeklerini
Bacımın suladığı fesleğenleri,
Köy çiçeklerinin hepsini, hepsini,
Avluların pembe entarili hatmisini,
Çoban yastığını, peygamber çiçeğini de unutmayın.
Aman Isparta güllerini de unutmayın
Hepsini, hepsini bir anda koklamak istiyorum.
Getirin, dünyanın bütün çiçeklerini istiyorum.
 
Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum.
Ben köy öğretmeniyim, bir bahçıvanım,
Ben bir bahçe suluyordum, gönlümden,
Kimse bilmez, kimse anlamaz dilimden,
Ne güller fışkırır çilelerimden,
Kandır, hayattır, emektir, benim güllerim,
Korkmadım, korkmuyorum ölümden,
Siz çiçek getirin yalnız, çiçek getirin.
 Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Baharda Polatlı kırlarında açan,
Güz geldi mi Kopdağına göçen,
Yörükler yaylasında Toroslarda eğleşen.
Muş ovasından, Ağrı eteğinden,
Gücenmesin bütün yurt bahçelerinden
Çiçek getirin, çiçek getirin, örtün beni,
Eğin türkülerinin içine gömün beni.
 
Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
En güzellerini saymadım çiçeklerin,
Çocukları, öğrencilerimi istiyorum.
Yalnız ve çileli hayatımın çiçeklerini,
Köy okullarında açan, gizli ve sessiz,
O bakımsız, ama kokusu eşsiz çiçek.
Kimse bilmeyecek, seni beni kimse bilmeyecek,
Seni beni yalnızlık örtecek, yalnızlık örtecek.
 
Dünyanın bütün çiçeklerini
diyorum,
Ben mezarsız yaşamayı diliyorum,
Ölmemek istiyorum, yaşamak istiyorum.
Yetiştirdiğim bahçe yarıda kalmasın,
Tarümar olmasın istiyorum, perişan olmasın,
Beni bilse bilse çiçekler bilir, dostlarım,
Niçin yaşadığımı ben onlara söyledim,
Çiçeklerde açar benim gizli arzularım.
 
Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Okulun duvarı çöktü altında kaldım,
Ama ben dünya üstündeyim, toprakta,
Yaz kış bir şey söyleyen sonsuz toprakta,
Çile çektim, yalnız kaldım, ama yaşadım,
Yurdumun çiçeklenmesi için daima, yaşadım,
Bilir bunu bahçeler, kayalar, köyler bilir.
Şimdi sustum, örtün beni, yatırın buraya,
Dünyanın bütün çiçeklerini getirin buraya.
CEYHUN ATUF KANSU
Köy öğretmeni ben ve öğencilerim Arzu Sarıyer

  





10 Kasım 2022 Perşembe

ATATÜRK VE AĞLATAN ARYA TOSCA

SAYGI ;ÖZLEM VE MİNNETLE ANIYORUM

   

Prof. Dr. Necdet Remzi Atak anlatiyor: “Atatürk’ün çok duygulu olduğu bir akşamdı. Bir şeye içlenmiş olduğu belliydi. Tosca Operası’ndan Cavaradossi’nin ünlü aryasını çok severdi ve bana birçok kez çaldırmıştı. O gece de biliyordum ki sıra Tosca’ya da gelecek. ‘Hatta bir yanlış yapmayım’ diye aryanın notalarını bile yazmıştım ve cebimde hazır bulunduruyordum. Nihayet bana döndü ‘Çal bakalım şu Tosca’yı’ dedi. Ben notayı çıkarttım. ‘Hayır hayır öyle değil. Notayı bırak notasız çal.’ Notayı bıraktım gözlerimi kapadım konsantre oldum başladım çalmaya. Henüz bir iki nota çalmıştım ki ‘Hayır olmadıbana dön bana çal. Benim gözlerime bak öyle çal’ dedi. Masada oturuyordu. O’na döndüm ve çalmaya başladım. ‘Gene olmadı bana daha yaklaş’ dedi. Yaklaştım çok yaklaştım. Belliydi ki çok uzak bir anısının içine gömülmek istiyor ve içinden çok eski zamanlara ait birşeyler taşıyor fışkırıyorfışkırıyordu. İçinde kopan fırtınayı dindiremiyordu bir türlü... Sonunda ‘Kemanın sapını omuzuma dayayacaksın ve öyle çalacaksın’ dedi. “Bir an için gözünüzün önüne getirin; tarihimizde yaşamış yaşayacak en büyük Türk bir sanatçıya ‘Kemanının sapını omuzuma daya ve o şekilde en sevdiğim melodiyi çal’ diyor. Ben de ibadet eder gibi huşu içinde Cavaradossi’nin aryasını çalmaya başladım. Atatürk gözleri kapalı biraz madeni ahenkli biraz kısık çok tatlı çok anlamlı sesiyle melodiyi söylerken gözlerinden sicim gibi yaşlar akıyordu. Aryayı belki onbeş kez tekrarladım.” Prof. Dr. Remzi Atak’ın anlattığı bu anıdan da anlaşıldığı gibi Atatürk’ün en sevdiği yapıtların başında “Tosca” gelirdi. Atatürk’ün kurduğu küçük orkestranın şefliğini yapmış olan müzisyen Enver Kapelman Atatürk’ün bu yapıta düşkünlüğünü şöyle açıklıyor: “Mustafa Kemal Sofya’da askeri ataşe olarak bulunduğu sırada devamlı operaya giderdi. O sırada Tosca’da oynayan sopranoya hayrandı. Aradan geçen yıllar bu sevgiyi O’na unutturamamıştı. Akşamları O’na defalarca Tosca’dan parçalar çalardım.” Tosca’nın aryasıyla ilgili Veli Laik’in de başından geçen ilginç bir anı var: “Viyana’da kurduğumuz bir hafif müzik orkestrasıyla bir süre Avusturya’da çalıştıktan sonra aldığımız bir teklif üzerine İstanbul’a gelmiştik. Beş kişiydik.Rosenbaum (keman) Masarik (viyolonsel ve saksafon) Marcel Bi (piyano) Poldi (bateri) ve ben. Orkestramız 1933-37 yılları arasında Atatürk’ün emrindeydi. Sürekli olarak Park Otel’de çalışırdık ama Atatürk her gittiği yere bizi götürürdü. “1935 yılında Sıraselviler’deki Ateş Kulübü’nde Atatürk’ün yakını olan bir paşanın kızı evleniyordu. Düğüne Atatürk de onur vermişti. Törenin açılış dansını gelinle kendisi yapmak istemiş ama kulübün orkestrasını beğenmemiş. Bizi çağırttı. Acele Ateş Kulübü’ne gittik. Atatürk’ün çok sevdiği S.O.E. (Ich suche dringend Liebe) fokstrotunu çalmaya başladık ve Atatürk gelin hanımla açılış dansını yaptı. “Bir ara Atatürk bazı yakınlarıyla beraber ayrı bir odaya çekildi. Orada da müzik çalınsın istemiş. Oda küçük olduğu için Masarik ile ben gittik. Bir süre çaldıktan sonra Atatürk arkadaşlarına ‘Size müzisyenlerin gücünü göstermek istiyorum’ dedi. “Nota kağıdı getirtti Masarik’e uzattı ‘Söyleyeceğim şarkıyı yaz’ dedi ve Tosca’nın büyük aryasını söylemeye başladı. Masarik nota yazmasını pek bilmezdi. Bana baktı. Ben de ona Almanca ‘Bir şeyler yaz’ dedim. Atatürk aryayı söylüyorMasarik yazıyordu. Arya bitti ama Masarik’in yazdığı notanın parça ile hiç ilgisi yoktu. Atatürk notayı aldı arkadaşlarına gösterdi ve her zaman müzisyenlere hayranlık duyduğunu söyleyerek bizi onurlandırdı. Sonra notayı Masarik’e uzattı ve ‘Şimdi bunu çalın’ dedi. Biz aryayı notaya bakar gibi yapıp ezbere çaldık. Uzunca bir süre sonra Atatürk büyük salona çıktı. Biraz oturduktan sonra Masarik’in yazdığı notayı istedi hemen getirip kendisine verdiler. O da yaverini çağırıp ‘Bunu kulübün orkestrasına ver çalsınlar’ dedi. Masarik ile ben Atatürk’ün masasında oturuyorduk. Ne yapacağımızı şaşırdık. Yavaşça ayağa kalktım orkestranın kemancısına yaklaştım ve meseleyi söyledim. Orkestra elemanları nota kağıdına bakıp inceler gibi yaptılar ve ezbere bildikleri aryayı çalmaya başladılar. Ben sevinçten yerimde duramıyordum. Çok güç bir durumdan kurtulmuştuk. Yavaş adımlarla yerimi almak üzere masaya döndüm. Tam oturacağım sırada Atatürk bana döndü ve ‘Olduğun yerde biraz dur’ dedi. Sonra yaverini çağırttı kulağına bir şeyler söyledi. Yaver büfeye gitti ve elinde bir bardakla döndü. Bardağı bana uzattı. Bir viski bardağına ağzına kadar rakı doldurmuşlardı. Atatürk ‘Bir yudumda iç’ dedi. Yapılan sahtekârlığı daha başında anlamıştı ve beni cezalandırıyordu. İçkiye hiç dayanıklı değilimdir. Rakıyı bir yudumda içtim. Yan odalardan birine koştum kanepeye uzandım. Bayılmışım.” Atatürk yalnızca Tosca Operası’nı ya da Klasik Batı Müziği’ni değil müziğin her türünü seviyordu. Hiçbir ayırım yapmadan müziğin bizzat kendini çok seviyordu ve insan yaşamında müziğin çok önemli bir yeri olduğuna inanıyordu. 14 Ekim 1925’te İzmir Kız Öğretmen Okulu’nu ziyareti sırasında öğrencilerin “Hayatta müzik gerekli midir?” sorusuna verdiği şu yanıt bugün de aynı etkinliğini korumaktadır: “Hayatta müzik gerekli değildir çünkü hayat müziktir. Müzikle ilişkisi olmayan canlılar insan değildir. Eğer söz konusu olan insan hayatı ise müzik mutlaka vardır. Müziksiz hayat zaten var olamaz. Müzik hayatın neşesi ruhu sevinci ve herşeyidir. Yalnız müziğin şekli düşünceye göre değişir.” Yücel Aksoy -Bütün Dünya Dergisi