24 Kasım 2022 Perşembe

24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ

 Türkiye'de her yıl 24 Kasım günü Öğretmenler Günü olarak kutlanmaktadır. Mustafa Kemal Atatürk'ün başöğretmen olduğu 24 Kasım günü, 1981 Atatürk Yılı'nda Kenan Evren tarafından Öğretmenler Günü olarak ilan edilmiştir." 12 EYLÜL ve mimarı Kenan Evren' ikülliyen ret ettik ama kabul etttiğimiz tek gün 24 Kasım Öğretmenler Günüdür ... Yüce Atatürk'ün, Millet Mektepleri Başöğretmeni olduğu gündür bugün. Büyük önderin biz öğretmenlere önderlik ettiği gün “Asker olmasaydım, öğretmen olurdum!” sözüyle, öğretmenlik mesleğini önemsediğini ve onurlandırdığını öğreniyoruz.

İlan edildiği günlerde köyde ortaokul da çalışan üç yıllık sosyal bilgiler öğretmeni idim. 1981 Kasım ayı başında emir geldi " Kutlayacaksınız! " Kutlayacağız tamam ama nasıl? Nerde, kime karşı, ne yazıp söyleriz? Türkçe öğretmeni ve ben görevli oldum. Kendi kendimize ne söyleyelim? Hürriyet gazetesi hafta sonu ekinde öğretmen konusunu işlemiş bugün tek satır hatırlayamadığım alıntılar yaptık. Aklımıza geleni yazdık, otuz öğrenci, bir müdür, üç öğretmen kutladık öğretmenler günümüzü. Sonraki yıllar şiir ve yazılar çoğaldı dergi ve kitaplarda.

En güzeli ve en acıklısı "Dünyanın Bütün Çiçekleri" 

ŞefikEren Sınıg  1949 yılında öğretmendir Afyonkarahisar ilçesi Dinar'da.24 Ekim Perşembe günü öğrencilerinin patlayan topunu onarmak için girdiği okulunda duvar altında kalmış ağır yaralanmıştır. Yaşama umudu gitgide yok olmaktadır. Bilinçli bilinçsiz, sadece öğrencilerini sayıklamaktadır. Son nefesini vermeden son sözlerini söyler:

Şefik Eren Sınıg öğretmenin son isteğidir.

“Bana çiçek getirin, dünyanın bütün çiçeklerini buraya getirin.”

24 yaşındadır,öldüğünde. Cenaze törenine katılan bir genç gördüklerini Ceyhun Atuf Kansu 'ya anlatır. Çok etkilenen uzun yıllar Anadolu bağrında görev yapan doktor  Ceyhun Atuf Kansu 'nun kaleminden mısraları şu sıralanır... 

Saygı ve minnetle anıyorum.

DÜNYANIN BÜTÜN ÇİÇEKLERİ

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum
Bütün çiçekleri getirin buraya,
Öğrencilerimi getirin, getirin buraya,
Kaya diplerinde açmış çiğdemlere benzer
Bütün köy çocuklarını getirin buraya,
Son bir ders vereceğim onlara,
Son şarkımı söyleyeceğim,
Getirin getirin...ve sonra öleceğim.
 
Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Kır ve dağ çiçeklerini istiyorum,
Kaderleri bana benzeyen,
Yalnızlıkta açarlar, kimse bilmez onları,
Geniş ovalarda kaybolur kokuları...
Yurdumun sevgili ve adsız çiçekleri,
Hepinizi hepinizi istiyorum, gelin görün beni,
Toprağı nasıl örterseniz öylece örtün beni.
 
Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Afyon ovasında açan haşhaş çiçeklerini
Bacımın suladığı fesleğenleri,
Köy çiçeklerinin hepsini, hepsini,
Avluların pembe entarili hatmisini,
Çoban yastığını, peygamber çiçeğini de unutmayın.
Aman Isparta güllerini de unutmayın
Hepsini, hepsini bir anda koklamak istiyorum.
Getirin, dünyanın bütün çiçeklerini istiyorum.
 
Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum.
Ben köy öğretmeniyim, bir bahçıvanım,
Ben bir bahçe suluyordum, gönlümden,
Kimse bilmez, kimse anlamaz dilimden,
Ne güller fışkırır çilelerimden,
Kandır, hayattır, emektir, benim güllerim,
Korkmadım, korkmuyorum ölümden,
Siz çiçek getirin yalnız, çiçek getirin.
 Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Baharda Polatlı kırlarında açan,
Güz geldi mi Kopdağına göçen,
Yörükler yaylasında Toroslarda eğleşen.
Muş ovasından, Ağrı eteğinden,
Gücenmesin bütün yurt bahçelerinden
Çiçek getirin, çiçek getirin, örtün beni,
Eğin türkülerinin içine gömün beni.
 
Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
En güzellerini saymadım çiçeklerin,
Çocukları, öğrencilerimi istiyorum.
Yalnız ve çileli hayatımın çiçeklerini,
Köy okullarında açan, gizli ve sessiz,
O bakımsız, ama kokusu eşsiz çiçek.
Kimse bilmeyecek, seni beni kimse bilmeyecek,
Seni beni yalnızlık örtecek, yalnızlık örtecek.
 
Dünyanın bütün çiçeklerini
diyorum,
Ben mezarsız yaşamayı diliyorum,
Ölmemek istiyorum, yaşamak istiyorum.
Yetiştirdiğim bahçe yarıda kalmasın,
Tarümar olmasın istiyorum, perişan olmasın,
Beni bilse bilse çiçekler bilir, dostlarım,
Niçin yaşadığımı ben onlara söyledim,
Çiçeklerde açar benim gizli arzularım.
 
Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Okulun duvarı çöktü altında kaldım,
Ama ben dünya üstündeyim, toprakta,
Yaz kış bir şey söyleyen sonsuz toprakta,
Çile çektim, yalnız kaldım, ama yaşadım,
Yurdumun çiçeklenmesi için daima, yaşadım,
Bilir bunu bahçeler, kayalar, köyler bilir.
Şimdi sustum, örtün beni, yatırın buraya,
Dünyanın bütün çiçeklerini getirin buraya.
CEYHUN ATUF KANSU
Köy öğretmeni ben ve öğencilerim Arzu Sarıyer

  





10 Kasım 2022 Perşembe

ATATÜRK VE AĞLATAN ARYA TOSCA

SAYGI ;ÖZLEM VE MİNNETLE ANIYORUM

   

Prof. Dr. Necdet Remzi Atak anlatiyor: “Atatürk’ün çok duygulu olduğu bir akşamdı. Bir şeye içlenmiş olduğu belliydi. Tosca Operası’ndan Cavaradossi’nin ünlü aryasını çok severdi ve bana birçok kez çaldırmıştı. O gece de biliyordum ki sıra Tosca’ya da gelecek. ‘Hatta bir yanlış yapmayım’ diye aryanın notalarını bile yazmıştım ve cebimde hazır bulunduruyordum. Nihayet bana döndü ‘Çal bakalım şu Tosca’yı’ dedi. Ben notayı çıkarttım. ‘Hayır hayır öyle değil. Notayı bırak notasız çal.’ Notayı bıraktım gözlerimi kapadım konsantre oldum başladım çalmaya. Henüz bir iki nota çalmıştım ki ‘Hayır olmadıbana dön bana çal. Benim gözlerime bak öyle çal’ dedi. Masada oturuyordu. O’na döndüm ve çalmaya başladım. ‘Gene olmadı bana daha yaklaş’ dedi. Yaklaştım çok yaklaştım. Belliydi ki çok uzak bir anısının içine gömülmek istiyor ve içinden çok eski zamanlara ait birşeyler taşıyor fışkırıyorfışkırıyordu. İçinde kopan fırtınayı dindiremiyordu bir türlü... Sonunda ‘Kemanın sapını omuzuma dayayacaksın ve öyle çalacaksın’ dedi. “Bir an için gözünüzün önüne getirin; tarihimizde yaşamış yaşayacak en büyük Türk bir sanatçıya ‘Kemanının sapını omuzuma daya ve o şekilde en sevdiğim melodiyi çal’ diyor. Ben de ibadet eder gibi huşu içinde Cavaradossi’nin aryasını çalmaya başladım. Atatürk gözleri kapalı biraz madeni ahenkli biraz kısık çok tatlı çok anlamlı sesiyle melodiyi söylerken gözlerinden sicim gibi yaşlar akıyordu. Aryayı belki onbeş kez tekrarladım.” Prof. Dr. Remzi Atak’ın anlattığı bu anıdan da anlaşıldığı gibi Atatürk’ün en sevdiği yapıtların başında “Tosca” gelirdi. Atatürk’ün kurduğu küçük orkestranın şefliğini yapmış olan müzisyen Enver Kapelman Atatürk’ün bu yapıta düşkünlüğünü şöyle açıklıyor: “Mustafa Kemal Sofya’da askeri ataşe olarak bulunduğu sırada devamlı operaya giderdi. O sırada Tosca’da oynayan sopranoya hayrandı. Aradan geçen yıllar bu sevgiyi O’na unutturamamıştı. Akşamları O’na defalarca Tosca’dan parçalar çalardım.” Tosca’nın aryasıyla ilgili Veli Laik’in de başından geçen ilginç bir anı var: “Viyana’da kurduğumuz bir hafif müzik orkestrasıyla bir süre Avusturya’da çalıştıktan sonra aldığımız bir teklif üzerine İstanbul’a gelmiştik. Beş kişiydik.Rosenbaum (keman) Masarik (viyolonsel ve saksafon) Marcel Bi (piyano) Poldi (bateri) ve ben. Orkestramız 1933-37 yılları arasında Atatürk’ün emrindeydi. Sürekli olarak Park Otel’de çalışırdık ama Atatürk her gittiği yere bizi götürürdü. “1935 yılında Sıraselviler’deki Ateş Kulübü’nde Atatürk’ün yakını olan bir paşanın kızı evleniyordu. Düğüne Atatürk de onur vermişti. Törenin açılış dansını gelinle kendisi yapmak istemiş ama kulübün orkestrasını beğenmemiş. Bizi çağırttı. Acele Ateş Kulübü’ne gittik. Atatürk’ün çok sevdiği S.O.E. (Ich suche dringend Liebe) fokstrotunu çalmaya başladık ve Atatürk gelin hanımla açılış dansını yaptı. “Bir ara Atatürk bazı yakınlarıyla beraber ayrı bir odaya çekildi. Orada da müzik çalınsın istemiş. Oda küçük olduğu için Masarik ile ben gittik. Bir süre çaldıktan sonra Atatürk arkadaşlarına ‘Size müzisyenlerin gücünü göstermek istiyorum’ dedi. “Nota kağıdı getirtti Masarik’e uzattı ‘Söyleyeceğim şarkıyı yaz’ dedi ve Tosca’nın büyük aryasını söylemeye başladı. Masarik nota yazmasını pek bilmezdi. Bana baktı. Ben de ona Almanca ‘Bir şeyler yaz’ dedim. Atatürk aryayı söylüyorMasarik yazıyordu. Arya bitti ama Masarik’in yazdığı notanın parça ile hiç ilgisi yoktu. Atatürk notayı aldı arkadaşlarına gösterdi ve her zaman müzisyenlere hayranlık duyduğunu söyleyerek bizi onurlandırdı. Sonra notayı Masarik’e uzattı ve ‘Şimdi bunu çalın’ dedi. Biz aryayı notaya bakar gibi yapıp ezbere çaldık. Uzunca bir süre sonra Atatürk büyük salona çıktı. Biraz oturduktan sonra Masarik’in yazdığı notayı istedi hemen getirip kendisine verdiler. O da yaverini çağırıp ‘Bunu kulübün orkestrasına ver çalsınlar’ dedi. Masarik ile ben Atatürk’ün masasında oturuyorduk. Ne yapacağımızı şaşırdık. Yavaşça ayağa kalktım orkestranın kemancısına yaklaştım ve meseleyi söyledim. Orkestra elemanları nota kağıdına bakıp inceler gibi yaptılar ve ezbere bildikleri aryayı çalmaya başladılar. Ben sevinçten yerimde duramıyordum. Çok güç bir durumdan kurtulmuştuk. Yavaş adımlarla yerimi almak üzere masaya döndüm. Tam oturacağım sırada Atatürk bana döndü ve ‘Olduğun yerde biraz dur’ dedi. Sonra yaverini çağırttı kulağına bir şeyler söyledi. Yaver büfeye gitti ve elinde bir bardakla döndü. Bardağı bana uzattı. Bir viski bardağına ağzına kadar rakı doldurmuşlardı. Atatürk ‘Bir yudumda iç’ dedi. Yapılan sahtekârlığı daha başında anlamıştı ve beni cezalandırıyordu. İçkiye hiç dayanıklı değilimdir. Rakıyı bir yudumda içtim. Yan odalardan birine koştum kanepeye uzandım. Bayılmışım.” Atatürk yalnızca Tosca Operası’nı ya da Klasik Batı Müziği’ni değil müziğin her türünü seviyordu. Hiçbir ayırım yapmadan müziğin bizzat kendini çok seviyordu ve insan yaşamında müziğin çok önemli bir yeri olduğuna inanıyordu. 14 Ekim 1925’te İzmir Kız Öğretmen Okulu’nu ziyareti sırasında öğrencilerin “Hayatta müzik gerekli midir?” sorusuna verdiği şu yanıt bugün de aynı etkinliğini korumaktadır: “Hayatta müzik gerekli değildir çünkü hayat müziktir. Müzikle ilişkisi olmayan canlılar insan değildir. Eğer söz konusu olan insan hayatı ise müzik mutlaka vardır. Müziksiz hayat zaten var olamaz. Müzik hayatın neşesi ruhu sevinci ve herşeyidir. Yalnız müziğin şekli düşünceye göre değişir.” Yücel Aksoy -Bütün Dünya Dergisi

29 Ekim 2022 Cumartesi

CUMHURİYET BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN


    Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun, nice 99yıllar kutlandın dikerim. Yüce Atatürk devrim ve silah arkadaşlarını minnetle anıyorum.... 

    Bu ve benzeri resim kompozisyonlarına baktığımda çok duygulanıyorum. Cumhuriyetimizin kuruluşundan bu yana tarih şeridi önümden geçiyor. Benden öncekileri okudum ,onları anımsıyorum. Şehirlerde Atatürk'ün önderlik ettiği kutlamalar, özenle hazırlanan cumhuriyet baloları, halk evlerinde gösterlen tiyatro ve konserler.Ya köylerde: köylerde de davul zurnalı, horonlu, zeybekli kutlamalar.Şimdi sadece belli yaşlarda olanların anılarında kaldı. Köylerde milli bayramlar kutlanmıyor. Okulları yok ,öğretmenleri yok.Çocukları taşımalı eğitim dedikleri yöntemle şehirlere taşınıyor. Okul binaları virane. Köylüm bayramı tv lerde seyrediyor. Seyrediyor dedim,bayram edemiyor,yaşayamıyor.Her mili bayramda olduğu gibi bu bayramda da düşündüğüm üzüldüğüm bir konu.

    Öğretmenliğimin ilk yıllarında cumhuriyet bayramı anılarımdan 1978 .ilçe merkezine  yakın bir büyük köydeyim. İlk milli bayramım 23 nisan Ulusal Egemenlik Çocuk bayramı idi.İlk kez Ege Bölgesinin en doğusundaki bir ilin bir köyünde ilk milli bayramım. Sessiz Sessiz .Çocukların el çıprmalarından başka ses yok. Köylü bayram olduğunu bilsin diye okullar köyün etrafında dolaşıp köy meydanında toplanıyor, bayram yapmak için. Bilinen konuşmalar ,şiirler. Köylü seyretmekten hoşlanıyor diye yarışlar:yoğurt yeme,  kaşık içinde yumurta taşıma ,halat çekme.Heyecanla izleniyor ve çok alkış alıyordu. Bandolu, trambetli bayram yoktu burada.Çok şaşırmıştım. Sordum ne kiyafetine ne de malzemelere alacak para yoktu .Okulların pek çok gereksinmesi vardı ,bandoya öncelik yoktu .İlçe merkezinde kız meslek lisesinde arkadaşlarım var,müdüre hanım idalist bir müdür.İlk bayram izlenimi onlara anlattığımda çok üzüldüler. Müdüre hanım(dostluğumuz devam ediyor,kulakları çınlasın)"Hiç üzülme Arzu" dedi."biz yeni bando takımı yaptırdık,eski tarampet takımımızı size verelim"

    (Trampet takımı sadece önde çalınabilen davullar takımı demek,borasansız.Çok önceki yıllar öyleydi.sonradan borasanlar eklendi.)Çocuklar gibi çok sevindim. Beş tane trampet ve izci kıyafeti ile köydeki okuluma dönmüştüm.Ortaokulda öğrencilerim ilk defa küçük davullar görüyorlardı. Küçük davullar diyorum; davulun ne olduğunu biliyorlardı,düğünlerde ve ramazanlarda.Görmesine görmüşlerdi de ;benim sevgili öğrencilerim,nasıl çalınır nereden bilsinler.Köyün ilkokulunda on parmağında marifet öğretmen arkadaşım imdadımıza yetişti.Trampetleri bellerine bağladı ,çubuklarını nasıl tutacaklarını gösterdi.Başladılar çalışmaya.Hiç unutamıyorum ritm şu:Beş para ver ,beş para ver;beş para yoksa on para ver.Bir sestir köyü çınlatıyor,bu 1978 yılı cumhuriyet bayramı hazırlıklarıdır.Köylüler şaşkın ,köylerine düğünlerde davul çalan Davulcu Veli geldi sandı.1978 yılında Cumhuriyet bayramı ilk kez o köyde trambet sesleriyle kutlandı.Ben ne yaptım mı, ne yapabilirdim ki onların sevinçleri karşısında sesizce ağladım.


     Arzu Sarıyer


*29 Ekim 2009 Yılı Cumhuriyet Bayramı anı

 yazımdır.

 


Bu fotoğraf o yıllara aittir. 

15 Temmuz 2022 Cuma

AYTAÇ KARDÜZ

 


Televizyon yetmişli yıllarda evlerimize girmişti, bizim kuşağın ilk gençlik yılları... Akşamdan akşama açılırdı  televizyon TRT, açılış akşam haberleri ile gece 12 de son haberler ile kapanırdı.

 Kadın haber sunucuları idolümüzdü, seslerinden çok ne giydikleri ile. Okulda sabah sohbet konumuzdu kim ne giymişmiş. Siyah beyaz tvde nasıl farkediyorduk, şaşırıyorum... Sesi ile jülide Gülizar, güzelliği ve giysileri ile Aytaç Kardüz hiç unutamadıklarım.

Yıllar önce Jülide Gülizar göçtü bu dünyadan, şimdi de Aytaç Kardüz. Saygı ve özlemle anıyorum.

Aytaç Kardüz ne güzeldiniz,Türkçe sizin sesiniz ile çok güzeldi... Üzgünüm erken gidişinize, mekanınız cennet olsun...

10 Kasım 2021 Çarşamba

GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

SAYGI , ÖZLEMLE VE MİNNETLE ANIYORUZ...

 Atatürk'ü Düşünürken.

 Ne şairane mevsimdi eskiden sonbahar.

 Bahçeleri talan eden bir deli rüzgardı .

Kırılan dal düşen yaprak şaşkın uçan kuşlar.

 Eskiden sonbaharın bir güzelliği vardı.

 Gel gör ki Atatürk'ün ölümünden bu yana .

Sonbahar dahi bir tuhaf bir başka geliyor .

Vatan gerçeklerini hatırlatıp insana.

Türk yüreklerimizi burka burka geliyor. 

 (Aralık 1951) Cahit Sıtkı Tarancı

29 Ekim 2021 Cuma

CUMHURİYET BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN

   Cumhuriyetimizin 98.kuruluş yılı CUMHURİYET BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN... 

    Bayramı kutlanan tek yönetim biçimi cumhuriyettir.Onun içindir ki en büyük bayram “Cumhuriyet Bayramıdır”. 

   Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti: Yok edilme tehlikesiyle ortaya çıkmış;tarih bilinçiyle çelikleşmiş,adını ve yazgısını değiştirmiş;enkaz üzerine kurulmuş bir halk devletidir. Anadolu halkının,ülkeyi ele geçirmek isteyen yayılmacı,anamalcı,sömürgeci devletlere karşı başlattığı savaştaki hedefi tam bağımsızlıktı. Ulusal Kurtuluş Savaşı’yla elde ettiğini bağımsız devletin yönetim şekli "Cumhuriyet"tir. 

   Halkla kaynaşıp bütünleşmenin,yönetimde ayrıcalıkların kaldırılmasının adıdır. Bir yönetim devrimi olup Atatürk devrimlerinin temelidir. Bağımsızlık ve laiklik temel ilke olduğu gibi çağdaş uygarlık hedeftir. Özgürlükçü ve aydınlanmacı bir yönetsel yapılanmadır. 

   Türkiye Cumhuriyeti: Atatürk’ün deyimiyle” İlelebet Cumhuriyettir”.Bu görüş sevr özlemcilerinin,onu dayatmak isteyen küreselcilerin, gericinin ,yobazın, bağnazın korkulu düşüdür. 

    Laiklik karşıtı eylem ve söylemleri kanıtlanmış iktidarlarla cumhuriyet Bayramı kutlama durumunda olduğumuz unutulmamalıdır. Oysa laiklik cumhuriyetimizin olmazsa olmazlarındandır. 

   Sonsuzluğa değin Atatürk cumhuriyeti,hep cumhuriyet diyorsak:Laikliğin çicekleri;halkın gönlünde ,halkın düşüncesinde ,halkın yaşantısında açana değin mücadele etmeliyiz. Çağdaşlıkta, özgür düşüncede ,özgür vicdanlarda en güzel ürünler ancak devrimci cumhuriyette yaşanır.

YAŞASIN ATATÜRK CUMHURİYETİ!

 Arzu Sarıyer

19 Mayıs 2020 Salı

BİR 19 MAYIS GÜNÜ

   

      Bugün 19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik Ve Spor Bayramı ,Atatürk 'ün bağımsızlık savaşımıza başlatmak için Samsun 'a ayak bastığı günün 101. yıl dönümü.Bu tarihi gün gençlerimiz bayram olarak armağan edilmiştir.KUTLU OLSUN. Corona Virüs salgını bu yıl izin vermiyor hiçbir bayramı dışarıda,alanlarda kutlamaya.23 Nisan Ulusal Egemenlik Çocuk Bayramını evlerde.balkonlarda kutladık.Gençlik ve Spor Bayramımızı da evlerde.balkonlarda kutlayacağız.Gençlerimizi sanal alemde canlı yayınlarda izleyeceğiz...

       Tarihe bu notu düştükten sonra on beş yıl önce bugünü anlatmak istiyorum.Yıllarca yazmak istediğim ama bir türlü yazamadığım bir 19  mayıs gecesi ve gündüzü...
     
     18 mayıs 2005 akşamı yaşadığım kentte hummalı bayram ve festival hazırlıkları vardı.Hem yerel yönetimde hem de dernek yönetimde görev aldığım için çalışmalarda oradan oraya koşturuyordum.(emekli öğretmendim) O gece çalışmalar bittiğinde öğretmen arkadaşım yanıma geldi üzgün "Haberin var mı Nesrin Öğretmeni kaybetmişiz"dedi.Önce anlayamadım ne .neden soruları peşe peşe geldi.Ne kadar gereksiz bu sorular;bir buçuk yıl önce Nesrin Öğretmene öğrencisi doktor ne kadar yaşayacağını söylemişti onulmaz hastalıktan.Direnmişti Nesrin öğretmen neredeyse söylenenin üç katı uzatmıştı yaşamını...Belki o yüzdendi bu sorular.Koşa koşa eve gittim ,eşim haberi almış yola çıkmak için beni beliyordu.Hemen yola çıktık on beş dakikalık yolda birlikte yaşadığımız on beş yıllık dostluğun anıları geçiyordu gözlerimizden.En çok da yaz tatillerimizde deniz kıyısı buluşmalarımız.Gök kuşağı renklerde şemsiyeyi sahide gördük mü çığlık atardı bizim kızlar "Pelinler de burada" haykırışları.Bütün gün onlar oynamaya ,biz sohbete doyamazdık Gecelerde de sofralarda buluşurduk...Anaokulundan liseye uzanan arkadaşlıktı çocuklarımızın arkadaşlıkları.Nesrin öğretmen çocuklarına melek anne olduğu gibi öğrencilerine de melek matematik öğretmeni idi. Eşlerimiz beden eğitimi öğretmeni branşdaştılar.

     Nesrin ve Ali Öğretmenlerin evine vardığımızda ev hole kadar öğretmen dostlarla dolu idi .Herkes sessizce gözyaşlarını gizleyemiyordu birbirinden.Her zaman sevecen, vakur anneciği son dakikalarını anlatıyordu Nesrin Öğretmenin...Gece yarısını geçtiğinde, gün 19 mayıs gününe evrildiğinde evde yola çıkma telaşı vardı.Yol Bodrum Mumcular köyüne; Ali beyin doğup büyüdüğü köye,Nesrin öğretmenin çok sevdiği topraklara.Nesrin öğretmenin bedeni sonsuzluk uykusuna orada yatırılacaktı.Cenaze arabası ambülans önde sayısını unuttum çok sayıda özel araç şafak sökmeden köy yoluna vardı.Köy sessizliğine bozan uzaktan gelen davul sesleri ve köpek sesleri idi.Köpek seslerine evet de davul seslerine anlam veremedik.Mumcular aklımda kaldığı kadarı ile üç mahallenin merkezi idi.Ata evine vardığımızda Ali Öğretmenin gözleri görmeyen anneciği .kardeşleri.yeğenleri.yakınları sessiz bekliyorlardı.Kimse kimsenin gözüne bakamıyordu ,hıçkırıklar her gelenle artıyordu.Yakındaki camiden sabah ezan sesi yükseldiğinde uzaktan gelen davul sesi yok oldu.Davulun sırrını sabah gün ışırken sorup öğrendik.Karşı mahallede düğün varmış, adetleri gereği sabaha kadar davul çalarmış.Cenaze geldiğinden haberleri olmamış,olsaymış davulu  hemen sustururlarmış...Gün doğarken evde odalara tepsilerle kahvaltılıklar gelmeye başladı; nerede,nasıl hazırlandığını anlayamadık.Yumurtalar haşlanmış,zeytin ,peynir ,ekmek ve çay konulmuş.Herkes isteksizce üç beş lokmayı birer bardak çay ile aldı, yutmaya çalıştı.

       Her bakışta Nesrin Öğretmenin gamzeli yanakları ve gülen gözlerini görüyorduk.Her ölüm erkendi ,daha yarım asra varamayan Nesrin Öğretmen için daha da erkendi.
     
    Sabah olmuştu.sesiz bekleyiş sürüyordu,başka dünyaya uğurlama töreni öğle namazından sonra olacaktı.Bütün gece oturmaktan ayaklarımız şişmişti. Dostlarla köy içinde üç beş adım  yürüdük, kan dolaşımını rahatlatmak için. Yolda rengarenk giysilerle kızlı erkekli ortaokul öğrencileri gördük. Ellerinde bayraklar,ayaklarında spor ayakkabıları .İşte o anda aklımız başımıza geldi ;bugün 19 Mayıs Atatürk 'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı.bu çocuklar güle oynaya bayram törenine gidiyorlardı,beden eğitimi öğretmenleri onları aylar öncesinden hazırlamıştı bugün için...

       O gün 19 Mayıs 2005 de yıllarca dost beden eğitimi öğretmenleri ;Nesrin öğretmenin eşi, eşim ve arkadaşları görev süreleri içinde ilk kez çelenk töreni ve stadyumda değillerdi .Nesrin Öğretmen için son görevdelerdi...

    On beş yıldır bu geceyi  ve gününü düşünür sevgi ile anarım sevgili Nesrin öğretmen dostumu,mekanı cennet olsun.Çok güzeldin ,çok güzel birliktelikler yaşadık,güzel anılarımız kaldı Didim Mavişehir'de,Sarayköy'de,Denizli 'de...

Arzu Sarıyer